22 Kasım 2017 Çarşamba

PTSD

Bu şekilde kısaltma halinde yazıldığında ve teknik olarak düşündüğüm zaman hiç ürkütücü gelmiyor bu tanımlama. Ancak sürekli gördüğüm kabusları, olur olmadık tetiklenen tüm hatıraları ve akabinde gelişen atakları işin içine kattığım zaman... o işin içinden ben çıkamıyorum. 

Güven sorunu.

Bunun için çok geriye gitmem gerekiyor. 

Benim saf ergen halimi manipüle edip fiziksel saldırıyla taçlandıran ve beni uzun süre kimseyle konuşamayacak kadar fena halde getiren adamı,

Yanımda telefonla konuştuğu insana rahat rahat sevgilisinin olmadığını söyleyen adamı,

"Sevgili olalım ama kimseye söylemeyelim, bu bizim küçük sırrımız olsun, geceleri paylaştığımız." yalanına inanmamı bekleyen adamı,

Bir ay boyunca aramalarıma, mesajlarıma cevap vermeyip en sonunda ben kendisini unutup yoluma devam ederken "Bugün 14 şubat, yazmak istedim" gibi şahane bir yüzsüzlükle ortaya çıkan, bunu terslediğim için "Sevgililer gününde terkedildim a dostlar" gibi ifadelerle beni orospu ilan eden adamı,

Yanıma gelirken alyansını çıkaran ve benimle gelecek planı yapmaktan çekinmeyen adamı,

Sevgilisini/eşini benimle aldattığı ortaya çıktıktan sonra "ee nasıl yapalım şimdi?" diye fikrimi sorma nezaketini gösteren adamları,

Beyninde bir tümör olduğu yalanı ile gelip, çok uzun ömrünün kalmadığını anlatan ve kendisine yardım etmek istediğim için evime yerleştirdiğim, bir süre cebimdeki son kuruşa kadar destek olduğum ve bu sürede arkadaşlarımı taciz eden, ben evde değilken internet üzerinden başkalarıyla flört etmekten çekinmeyen, benim paramla başka kadınlarla yiyip içmekte sakınca görmeyen adamı, 

Bana mükemmeli, kafamda idealize ettiğim adamı oynayıp bir şekilde aklıma giren, İstanbul'u kafamda iyi bir yer haline getirmemi sağlamış daha sonra da nefret ettirmiş ve bir sabah kız arkadaşının konuyu açıklayan mesajıyla rüyasından uyandığım adamı,

Benimle geçirdiği gecenin sabahında "Ama benim hayatımda biri var" itirafında bulunan, planladığı üzere sevgilisinden ayrılmasını beklemediğim için beni aşağılık biri ilan eden adamı,

Mükemmellik düzeyinde entelektüel bir birliktelik yaşadığımızı düşündüğüm fakat tamamen şans eseri aynı durumu birden fazla kadınla paylaştığını farkettiğim adamı,

Beni ailesi ile tanıştırmayı geçin, bahsimi açmaktan bile çekinecek kadar muhafazakar kökenden gelen, benim onlara uymayan taraflarımı sürekli düzeltmeye kalkan, bana ayrılmaktan söz ederken ben ayrıldığım için şeytan ilan eden, daha sonra barışıp devam etmeye çalıştığımızda o "şeytanlığımı" burnumdan fitil fitil getiren ve en sonunda tüm muhafazakarlığıyla bana threesome istediğini söyleyen adamı,

Gayet yüzeysel ilişkilerle mutlu mesut hayatımı sürdüren bendenizi zorla ciddi bir ilişkiye ikna ettikten 2 hafta sonra ortadan kaybolup aylar sonra tiyatroya gitme teklifini sunacak yüzsüzlüğe sahip olan adamı, 

Sevgilisiyle ayrıldığından bahsedip kendisini ziyaret etmem için şartları hazırlayan ve yanındayken "ta daaa" aslında ayrılmamış olduklarını itiraf eden adamı,

Uzaktan ilişki yürütmeye inanmadığımı söylememe rağmen beni ikna edip, ailesinin içerisine kadar sokup, bana ülke değiştirtecek planlar yapmaya cesaret edecek kadar bir masala inandıran, daha sonra yanından döndüğüm akşam havaalanına ulaştığımda kendisinden "ben yapamıyorum" temalı bir mesaj aldığım, daha sonra da beni sarhoşken birlikte olduğu arkadaşının hamile olduğunu öğrenmesi sonucu terketmesi gerektiğini düşünen o komşu ülkedeki adamı, 

Uzun süreli bir ilişkisi olmasına rağmen bunu ustalıkla gizleyen, arkadaşlarıma beni ikna etmeleri için yalvaran ve tamamen şans eseri yalnız olmadığını öğrendiğimiz adamı, 

Sevgilisi herkesçe bilindiği, arkadaş çevremizin içinde olduğu halde, kolay kolay kimsenin yüzüne vurmayıp idare edeceğime güvenen ve bu şekilde beni geceler boyu mesajlarıyla taciz eden adamı,

Evli, hayatını sürdüren ve benim de hayatımda biri olduğunu bildiği halde sarhoş halde evimin kapısına dayanan adamı,

Ve son olarak uğruna 4000 kilometre uzağa taşınmayı, düzenimi bozmayı ve çok şeyden vazgeçmeyi göze aldığım fakat ben hasta kıvranırken, dev problemlerle boğuşurken başka bir kadına ne kadar yalnız olduğunu anlatıp ilk fırsatta kendisini nasıl sikeceğini anlatan adamı anmak istedim bu gece.  


Ben bu noktaya tek başıma gelmedim.

Beni siz delirttiniz.





4 Ağustos 2017 Cuma

Dünlük.

Yazmayı unuttum mu yüzleşmeyi mi bıraktım, sorunun cevabı belli değil. İçimdeki piyano sustu, yalnızca bundan eminim. Bir yerlerde bir boyutumu düşürdüm sanki, derinliksiz bir varoluş. Ağırlığımdan ilk sıkılıp sıçramaya kalktığımda geride kalmış gibi, kendimle aramda iki arşın mesafe bıraktım. Bir hafiflik, tarifi yok. Her ağırlıktan sonra gelen gibi, eksik. Bunu anlatmaya alışmamışım, kelimelerim hayretle birbirine bakıyor. Yerinizi de mi unuttunuz?

Bir zaman vardı, bir yer, yüzler tanıdıktı. Biliyordum en azından. Bildiklerim vardı. Artık o doğrular yoklar, hepsi birer birer ya kayboldular ya da gerçeğin tuhaf çarpıtmasıyla yanlışlandılar.


Oysa kafamın içinde ne güzeldiniz.

Sigarayı bıraktığımı unutup sigaraya uzandığım her an gibi, eskiye uzanmaya çalışıyorum nafile bir çabayla ama hepsi çok uzak. Herkes çok uzak, ben çok uzağım. Eskiden beni çok rahatlatan bu kelimenin şimdi canımı yakmasına alışamıyorum. Bu gerçekte başka doğrular var, bunların yanında ben var olmayı bilmiyorum.

Elimi uzatınca hiç bir şeye çarpmıyor, sonsuz boşluk. Elimden kuşlar yapıyorum, süzülüyorlar, piyanonun sesini hayal ediyor içim. Kuşlar susuyor. Dışarıda özgürlük yok, yalan söylemişler.

Oysa kafamın içinde ne güzeldiniz.

Ya yoksam ben de, hiç olmamışsam? Diyorlar ya hani,elle tutulur bir şey yok. Tutamıyorum. Dokunmamı düşürmüşüm bir yerde, ki sevmezdim ben hiç teması. Şimdi bir tanıdığın omzuna dokunmayı özlüyorum. Temastan korkar mi insan? Ben korkardım. Özel bir zamana, insana aitti dokunmak, ten ayrıydı. Şimdi tozlanmış gibiyim, yıkansam da arınmıyor bu unutulmuşluğun korkusu.

Oysa kafamın içinde ne güzeldiniz.

Fark edilince anlatmaya çalışıyorum, olmuyor. Açılmamı düşürmüşüm, bir yerde. Ne kadar uğraşsam da o yeri anlatamıyorum, dokunamıyorum bile. Bir virane gibi şehrimin ortasında yıkılmayı bekliyor. Bir kelimenin depreminde yerle bir olacak biliyorum. Bu yıkıntının üzerimdeki gücüne alışamıyorum, kafamı çeviriyorum kırık camlarıyla her göz göze gelişte. Anlatmaya çalıştıkça daha beter kırılıyor, inadına güçleniyor duvarları. Kurtulamıyorum.

Oysa kafamın içinde ne güzeldiniz.

Bir zaman karnıma sıkı bir yumruk yemişim, yumruk içimde kalmış. Bu şehrin kamburu benim. Atlas`tan beter halim, yumruğu taşımak zor. Midemi bulandırıyor, kusamıyorum. Ben eğer içimde olsaydım hala, dışım beni korurdu. Sıcak evde fırtınanın sesini dinlemeyi severdim çünkü. Piyanonun sesi, kalbimin ritmiydi. ´

Kafamın dışında özgürlük yok, ses yok, ben yokum.

Bir sandalyede oturmuş beni koydukları yeni şehri izliyorum, sanki hayatta gibiyim.

(2016,Lisboa)



31 Temmuz 2017 Pazartesi

Anahtar.

Sanırım tam olarak 7 yıl sonra şuraya düşecek ilk kelimelerimi özenle seçmeliyim ancak bu artık pek içimden gelmiyor. 

Çok uzun bir mutsuzluk, keşif, aydınlanma maratonu oldu ki hala yoldayım, bana yol şarkılari yaraşır. 

Uzun zamandır girmediğim evimin kapısını açıp içeriye bakıyor gibiyim, şimdi güneş huzmeleri içerideki tozla dansediyor.

Merhaba, ben geldim.

(Gravy Train - Home Again)

https://open.spotify.com/track/3hAJ5QZvPZfbtBWj1AJDYC