4 Ağustos 2017 Cuma

Dünlük.

Yazmayı unuttum mu yüzleşmeyi mi bıraktım, sorunun cevabı belli değil. İçimdeki piyano sustu, yalnızca bundan eminim. Bir yerlerde bir boyutumu düşürdüm sanki, derinliksiz bir varoluş. Ağırlığımdan ilk sıkılıp sıçramaya kalktığımda geride kalmış gibi, kendimle aramda iki arşın mesafe bıraktım. Bir hafiflik, tarifi yok. Her ağırlıktan sonra gelen gibi, eksik. Bunu anlatmaya alışmamışım, kelimelerim hayretle birbirine bakıyor. Yerinizi de mi unuttunuz?

Bir zaman vardı, bir yer, yüzler tanıdıktı. Biliyordum en azından. Bildiklerim vardı. Artık o doğrular yoklar, hepsi birer birer ya kayboldular ya da gerçeğin tuhaf çarpıtmasıyla yanlışlandılar.


Oysa kafamın içinde ne güzeldiniz.

Sigarayı bıraktığımı unutup sigaraya uzandığım her an gibi, eskiye uzanmaya çalışıyorum nafile bir çabayla ama hepsi çok uzak. Herkes çok uzak, ben çok uzağım. Eskiden beni çok rahatlatan bu kelimenin şimdi canımı yakmasına alışamıyorum. Bu gerçekte başka doğrular var, bunların yanında ben var olmayı bilmiyorum.

Elimi uzatınca hiç bir şeye çarpmıyor, sonsuz boşluk. Elimden kuşlar yapıyorum, süzülüyorlar, piyanonun sesini hayal ediyor içim. Kuşlar susuyor. Dışarıda özgürlük yok, yalan söylemişler.

Oysa kafamın içinde ne güzeldiniz.

Ya yoksam ben de, hiç olmamışsam? Diyorlar ya hani,elle tutulur bir şey yok. Tutamıyorum. Dokunmamı düşürmüşüm bir yerde, ki sevmezdim ben hiç teması. Şimdi bir tanıdığın omzuna dokunmayı özlüyorum. Temastan korkar mi insan? Ben korkardım. Özel bir zamana, insana aitti dokunmak, ten ayrıydı. Şimdi tozlanmış gibiyim, yıkansam da arınmıyor bu unutulmuşluğun korkusu.

Oysa kafamın içinde ne güzeldiniz.

Fark edilince anlatmaya çalışıyorum, olmuyor. Açılmamı düşürmüşüm, bir yerde. Ne kadar uğraşsam da o yeri anlatamıyorum, dokunamıyorum bile. Bir virane gibi şehrimin ortasında yıkılmayı bekliyor. Bir kelimenin depreminde yerle bir olacak biliyorum. Bu yıkıntının üzerimdeki gücüne alışamıyorum, kafamı çeviriyorum kırık camlarıyla her göz göze gelişte. Anlatmaya çalıştıkça daha beter kırılıyor, inadına güçleniyor duvarları. Kurtulamıyorum.

Oysa kafamın içinde ne güzeldiniz.

Bir zaman karnıma sıkı bir yumruk yemişim, yumruk içimde kalmış. Bu şehrin kamburu benim. Atlas`tan beter halim, yumruğu taşımak zor. Midemi bulandırıyor, kusamıyorum. Ben eğer içimde olsaydım hala, dışım beni korurdu. Sıcak evde fırtınanın sesini dinlemeyi severdim çünkü. Piyanonun sesi, kalbimin ritmiydi. ´

Kafamın dışında özgürlük yok, ses yok, ben yokum.

Bir sandalyede oturmuş beni koydukları yeni şehri izliyorum, sanki hayatta gibiyim.

(2016,Lisboa)